Cress Eksik Parça Göbekli Tepe Muhafızı Cinder Beni Bırakma

Tatlı Ceza - Pamela Clare


Kitap aslında pazar akşamı bitmişti ancak migren sayesinde 2 gündür yatıyordum. Kendime gelebilmişken yorumu yapmadan geçmek istemedim ^^


Pekala.. Nasıl giriş yapsam bu harika kitaba acaba?
Şöyle başlamama ne dersiniz? Eğer sizde benim gibi Historical hayranı iseniz, kesinlikle kaçırmayın derhal alın, okuyun :)

Öncelikle size kitabın içeriği ile ilgili bilgi vereyim.
Alec Kenleigh, adamımız 30 yaşında. Kendisinden 6 yaş küçük belalı bir erkek kardeşi ve kız kardeşi var. Philip, inanın o adam ile karşılaştığınız ilk sahnede dahi boğmak istiyorsunuz. O kadar rezil bir kardeş yani.. 
Neyse Alec, bir gece sevgilisinin yanından ayrıldıktan sonra saldırıya uğruyor. Ve gözünü açtığında artık Londra'da değil, Virginia'dadır. 
Köle tacirlerince satılmak üzeredir. Ancak o kaçırılma esnasında o kadar kötü dayak yiyiyor ki.. 
Cassie, o haline dayanamıyor. Ve onu satın almak istiyor. Bu arada belirtmeliyim 5 sterlin falan değil bildiğin 10 sterlin veriyor adama :D Neyse işte bunlar bir güzel bakıyorlar adam iyileşsin diye. Kendini toparlıyor ve işte olayların gidişatı da bu şekilde başlıyor.

Gelelim kişisel yorumuma. 
Yazarın kalemini genel olarak seviyorum. Daha önce de Aşka Adanmış Bir Gün kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Günahkar kitabı da kütüphanemde var ancak onu daha okuyacak zamanım olmadı :) Zaten genel olarak Koridor Yayınevinin çıkarmış olduğu historical tarzından beğenmediğim çok çok azdır.

Kitabın başlangıçta bir Londra bir Virginia'da geçeceğini düşünmüştüm. Ama Yeni Dünya topraklarında geçmesi ağırlıklı olarak daha keyifliydi.

Bu kitapta sevdiğim bir diğer noktaysa, bu tarzlarda görmeye alışık olduğumuz o balolar, süslü çay davetleri gibi ıvır zıvırların olmamasıydı. Cassie benim için mükemmel bir karakterdi. Kız hem 4 yaşındaki kardeşi Jamie'ye annelik yapıyor, hem çiftliği idare etmeye çalışıyor, hem de tarlalar da herhangi bir köle veya sözleşmeli çalışan gibi iş görüyor. Kendini hiç kimseden yüksekte görmüyor. 1730lu yılları.. Köleler, hayvanlar kadar bile değerli değilken. Cassie, elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyor herkese.

Ve sevgili Alec :) Tatlı İngiliz Beyiiiii ^^ Ne yazayım ben şimdi onun hakkında..
Alec'i de en az Cassie kadar çok sevdim. Arada sinir etse de.. Ki çok normal :)

Çok uzattım değil mi? :D Elimde değil çünkü kitabı çok sevdim. Umarım sevgili yayınevi bizleri çok bekletmeden diğer iki kitabı da hemen çıkarır. Kesinlikle tavsiye ederim der ve sizleri okurken beğendiğim alıntılarla baş başa bırakırım :)







"Ayrıca traş olmak ve uygun giysiler ile donatılmak istiyorum. Bu yerin adetleri arasında, genç kızların çıplak erkekleri izlemesi gibi bir şey varsa durum değişir tabii."
Cassie ellerini istemsiz bir şekilde, sinirden ve utançtan kızaran yanaklarına doğru götürdü.
"Size elbette kıyafet getirilecek, Bay Braden. Bizler medeni insanlarız. Orada uygunsuz bir biçimde durmak, sizin kendi tercihiniz. Buna rağmen, bu halinizi hemen hemen hiç farketmedim denebilir."
"Demek öyle." Yüzündeki küstah gülümseme, Cassie'nin aklından geçenleri bildiğini gösteriyordu.
"Bütün hayatım bu çiftlikte geçti, Bay Braden. Birçok hasta adamın ve hayvanın bakımıyla ilgilendim. Erkekler öyle çok da farklı değil atlardan, boğalardan, yaban domuzlarından ve... ve horozlardan!"
"Horoz mu? O halde sanırım yeterince yakından bakmamışsınız."
"Erkeklerin gösteriş meraklısı olmalarına ve kurumlanmalarına atıfta bulunuyordum sadece, Bay Braden."

***

Mutfağın merdivenlerinde oturmuş bezelye ayıklarken, bir yandan da avlu zeminine serptiği mısırlar için tavuklarla mücadele eden mavi alakargaları izliyordu. Yaklaşan sonbaharın kokusu, burnunu gıdıklıyordu. Çok geçmeden yapraklar renk değiştirecek, havalar soğumaya başlayacaktı. Güz, hep en sevdiği mevsim olmuştu. Ne ilkbahar kadar yağmurlu, ne de kış kadar soğuktu; yaz mevsiminin yapış yapış sıcağından uzak olan sonbahar, dünya yavaş yavaş kış uykusuna yatarken, beraberinde bir sükunet ve hoşnutluk duygusu getiriyordu.

***

Alec, nöbetçiler onu kapıdan  geçirirken, "Seni seviyorum, Catherine Blakewell," diye bağırdı. "Eğer Tanrı'nın yarattığı bu alemde zerre miktar adalet varsa, sen ve ben tekrar bir araya geleceğiz. Buna tüm kalbinle inanmalısın!"

6 yorum:

  1. Kapağı klasik historical kapakları gibi olsa da nedense bunu bayağı sevdim :D Konusu da farklı ama şu İngiliz-İskoç tarzı kitaplar daha çok hoşuma gidiyor :) Judith alıştırmış beni bir kere.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İskoçlar efsane zaten onların yerini kimse alamaz da..
      Bilmiyorum bu yazarı hiç okudun mu? Okumadıysan tavsiye ederim ;)

      Sil
    2. Hiç okumadım. Bu kitabından başlayayım o zaman :) Ya da daha güzel bir kitabı var mı çevrilen ?

      Sil
    3. İstersen bu serisi ile başlayabilirsin. Ben yorumda da belirttiğim gibi bunun haricinde bir de Aşka Adanmış Bir Gün kitabını okumuş ve onu da çok sevmiştim. :)

      Sil
  2. Yazara Teslimiyet ile başlayın..Mesela Günahkar MacKinnon Rangers serisinin ikinci kitabı. Teslimiyet birinci.Seriyi sırada okursanız yazarın da hakkını vermiş olursunuz..bence tabii ki....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle katılıyorum.
      Ancak Teslimiyet'i hiçbir yerde bulamadım. Satışı yok maalesef.
      Sahaflarda da denk gelmedim. :/

      Sil

BLOG DESIGN BY Bir Otakunun Dünyası