Cress Eksik Parça Göbekli Tepe Muhafızı Cinder Beni Bırakma

Ünlü Aşk - Burcu Bahtiyar | Tanıtım & Alıntılar

 Ölüme meydan okumaktı aşk.
Olmazları oldurmak, yeni efsaneler yaratmaktı.
Bedenlerin değil, ruhların açlığıydı.
Aşk bir masaldı ve biz bu masala, birbirimizi ilk gördüğümüz o anda başlamıştık.




 O bir Türk. O bir kadın. O bir bodyguard. O ünlü film yıldızı Can Taker'ın seksi, havalı, belalı takıntısı...

KAREN YAĞIZ… 25 yaşında. Gençliğinin baharında. Ve hep yapmak istediği işi yapıyor, çünkü bu işte iyi! Ancak işinde hareketi sevse de, özel hayatı içler acısı derecede sıradan, rutin ve sıkıcı... Aslında Karen, bu sıkıcı ve rutin hayatından da memnun. Fakat her şeyin bir kırılma noktası var. Karen bir anda kendisini iki yakışıklı erkek tarafından kuşatılmış olarak buluyor!

CAN TAKER… O bir dünya starı. Kadınlar onunla birlikte olmak için yarışıyor ama onun peşinde olduğu tek bir kadın var; şımarık bodyguardı.

TOPRAK ise Karenin en yakın arkadaşı, dostu... O olmadan geçen bir günü bile olmadı.

İki erkek, iki aşk, üstüne bir de suikastçı bir psikopat!
Karen için hayat bundan sonra diken üstünde bir maceradan ibaret…
(Tanıtım Bülteninden)


 “Konuşmamız gerekiyor, Karen,” dedi nazik ama ısrarcı bir tonla. Anlamıyordu. Onunla böyle burun buruna dururken, beynime konuş komutu veremeyecek bir durumdaydım. Aklım tek bir şeyin emrindeydi yalnızca; hormonlarımın!
O yüzden parmak uçlarımda yükselerek tek bir hedefe doğru yöneldim. Dudaklarına yani. Dediğim gibi kontrolü beynim değil, kalbim ve hormonlarım ele almıştı. Artık bu işkenceye dur diyecek, hakkım olan huzuru ve mutluluğu alacaktım.
Tabii o aptal gagasını açmasaydı!


 Üstelik kadının sete geldiğinden beri, Can’a açık bir şekilde kur yapıyor olması inanılmaz derecede canımı sıkmıştı. Elleri sürekli Can’ın kaslı göğsünde dolanıyordu. Geri kalan zamanlarda da─nasıl beceriyorsa─sürekli dar bir alan bulup Can’a sürtünerek önünden, yanından veya arkasından geçiyordu. Ama en çok da yatak odası gülüşüne hasta olmuştum kadının. Resmen 'Ben kaşarım. Gelsene. Beni rendelesene!' diyordu.
Bense bu rendeleme eylemi için duvarı mı kullansam, yoksa yeri mi diye sürekli fikir değiştirip duruyordum. Zavallı Linda’nın olmadığı anlarda Can’ın etrafındaki kadınların böyle sinek gibi ona yapışıyor olması çok adaletsizceydi.
Neye kızdığımı anlıyorsunuz değil mi? Üzüntüm sadece Linda için! Sonuçta bu bir hemcins dayanışması. Yoksa Can Taker’ın kadına yiyecekmiş gibi bakmasıyla ve benim de içten içe sinir olmamla ilgili bir durum değil!


 “Daha yürümeyi bile beceremeyen bir Türk kadınının korumasına muhtaç değilim!” dedi.
Bana dedi! Gözlerim fal taşı gibi açılırken, ağzım vidası gevşemiş kerpeten gibi açık kaldı.

Derin bir nefes alırken profesyonelliğin canı cehenneme deyip, içinde ırkçılık kokan cümlesine yanıt vermek için ünlü Can Taker’ın arkasından bağırdım.
“Hey, bekler misiniz?”
Az önce benim düştüğüm yere yakın bir yerde duraksadı ama arkası hâlâ dönüktü. Üstümden damlayan sulara aldırmadan, koşar adımlarla yanına gidip, tam da burnunun dibinde durdum sessizce. Hayatımda hiç bu kadar aşağılandığımı hatırlamıyordum. Yurtdışında da Türk olduğum için ırkçılıkla karşı karşıya kalmıştım belki ama kendi topraklarımda… Üstelik de bir kadın olduğum için! ‘Türk kadını’ olduğum için!
Bütün iş prensiplerimi bir kenara bıraktım ve evrensel kadın silahımı kullanmakta tek bir saniye bile tereddüt etmedim bu yüzden.
Benden bir hayli uzun olsa da, ellerimi Can Taker’ın çıplak omuzlarına koydum ve ustaca bir dengeyle parmak uçlarımda yükselip yüzünü yüzüme yaklaştırdım. Gözlerim, uzun kirpiklerimin arasından baygın baygın baktı. Şuh bir edayla iç çekerken, tek kelime etmeden durdum.
Uzaktan bakan birisi, kesinlikle birazdan öpüşmek üzere olduğumuzu sanırdı. Ama önemli olan, onun da böyle sanmasıydı.
Ve beklediğim de oldu.
Bakışları önce şaşkınlık, sonra merakla yüzümde gezindi ve ben de bunu fırsat bilerek dudaklarımı yaladım. Alt dudağımı hafifçe ısırırken, dudaklarımı da davetkârca aralık bıraktım. Direndiğini görebiliyordum, kafasının karıştığını... Belki bir hayranı olduğumu sanıyordu, belki de egoları ya da hormonları fazlasıyla şişkin bir erkekti, bilmiyorum ama en sonunda savaşı kaybetti ve beklenen hamleyi yaptı.
Beni öpmek için eğildi.
Ve ben tam zamanında, dudakları dudaklarımı teğet geçecek bir şekilde başımı sağa çevirirken, kulağına doğru tatlı tatlı fısıldadım.
“Bana göre, bir Türk kadınının karşısında bile duramayacak kadar korunmaya muhtaçsınız siz!” dedim kasıklarının tam da en hassas noktasına dizimi geçirirken.
Acının etkisiyle gözlerinden yaşlar geldi ve iki büklüm olarak geri kaykıldı. Neredeyse havuza düşecekti. Eh, yardımseverlik biz Türklerin kanında vardı ne de olsa; düşmesine yardımcı olmayı bir borç bilerek, omuzlarını hafifçe dürtükleyiverdim.

2 yorum:

  1. Gerçekten bu kitabın okunmaya değer olduğunu düşünüyor musun? Yeni çıkan Türk yazarlardan çok azı başarılıydı bence. Bu kitabın alıntılarıysa biraz basit duruyor açıkçası. Sence alınmalı mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. son dönemlerde çok fazla Türk yazarının kitabının çıktığı bir gerçek.
      Ve hepsi için çok iyiler diyemem maalesef.
      En azından benim zevkime hitap etmemişlerdir.
      Bu kitabı ise henüz okumadım maalesef :)
      Okuduktan sonra hemen yorum eklerim :)

      Sil

BLOG DESIGN BY Bir Otakunun Dünyası