Cress Eksik Parça Göbekli Tepe Muhafızı Cinder Beni Bırakma

Göbekli Tepe Muhafızı - Yonca Eldener | Yorum & Alıntılar


Dilbilimci annesini Milas Musevi Mezarlığı'nda son yolculuğuna uğurlayan Kamil'in hayatı, hiç tanımadığı Harranlı bir adamın, evini satın almak istemesiyle alt üst olur. Milas yakınlarında cesedi bulunan adamın konuştuğu son kişi Kamil'dir ve o daha annesinin yasını tutarken kendini bir anda cinayet zanlısı olarak nezarette bulur.

Şartlı salıverilmesinin ardından gerçeğin peşine düşen Kamil, loş odasında adeta bir mabede girercesine açtığı bilgisayarının önüne döktüğü şifreleri çözdükçe yolu, binlerce yıl önce Afrika'nın ortasında nurlanan insanoğlunun dönüşüm hikâyesinin yazıldığı Göbekli Tepe'ye çıkar. Peki Göbekli Tepe neresidir?

Anadolu'nun en derin ve kadim sırlarının fısıldandığı, gizemli inançlarla tek tanrılı dinlerin harmanlandığı, ehil olmayanlara kapalı olan sırların saklandığı ve insanlık tarihinin baştan yazıldığı bir mabet...

Ve tüm bunları koruyan dilsiz muhafızın sırrına ancak hikmet sahiplerinin vakıf olabildiği, zaman ve mekândan azade bir uğrak yeri....
(Tanıtım Bülteninden)

Kamil.. Üstün zekalı. Kitap, annesi Eren'i toprağa gömdüğü sahne ile başlıyor. Annesi dilbilimci. Hayatını özellikle Karca dilini çözmeye adamış. Kamil ayrıca tam 5 dil bilen bir bilgisayar korsanı. 
Annesini kanser yüzünden kaybetmesinin üzerinden çok geçmemişken kendini birden bir cinayetin zanlısı olarak buluyor. Öldürülen kişinin adı İbrahim. Kendisi Urfa'dan Milas'a gelmiş. Kamil ile evini almak istediğini söyleyerekten muhabbete başlıyor. Ve işte İbrahim'i en son gören kişi de Kamil olunca bir numaralı zanlı olarak parmaklıkların ardına tıkıyorlar. Ancak delil yetersizliği nedeniyle şartlı salıyorlar.

Ada ise İbrahim'in kızı. Babasının öldürülmesinin şokunu atlatamadan kendini olayların içine atıyor. Avukat olduğu için kendince bir araştırmaya giriyor. Kamil ile görüşmek üzere Milas'a kadar geliyor ancak Kamil onu her defasında atlatmayı başarıyor. 

Kitapta Urfa ve Milas arasında nasıl bir bağlantı olabilir şeklinde bu iki karakterimiz de kendince bir arayışa giriyor.

Gelelim yorumuma.

Kitabı ilk çıktığı zaman direk almıştım. Ancak kısmet bu zamana denk geldi okumam. Okumaya başladığım ilk sayfalarda kafamı vurdum resmen duvarlara neden bu kitabı daha önce okumadım diye..

Öncelikle yazarla ilk defa tanıştım ve kalemine hayran kaldım. 
Kitabın kurgusu, dili, akıcılığı.. Mükemmeldi!
Hani bölüm bitsin biraz ara vereyim diyorum ancak bölüm öyle bir yerde bitiyor ki kendimi devam ederken buluyorum bir an..
Elimden bırakamadım.
Ancak bitsin de hiç istemedim. Sanırım bir 300 sayfa daha olsaydı çok rahat okurdum.

Kitabın içinde her şey vardı. Tempo hiç düşmedi. Devamlı bir aksiyon halindeydi.
Ve kitapta sadece bunlar yoktu. İçinde tarihsel ve dinsel bilgilerde bulunuyordu. Ve yazar bu bilgileri kurgusu ile çok başarılı bir şekilde harmanlamış diye düşünüyorum.

Özellikle Eren karakterini büyük bir hayranlıkla okudum. Hatta dedim keşke kitabın içine girebilsem, zamanda birkaç sene geriye gidip Eren ile karşılıklı oturup sohbet edebilsem diye ama.. 

Kesinlikle tavsiye ederim ;)

Orjinal Adı: Göbekli Tepe Muhafızı
Sayfa Sayısı: 351
Goodreads Puanı:3,33
Benim Puanım:5

Bu işe yıllarımı verdim ancak şimdi düşünüyorum da, o yazıtları tam olarak anlamamız aslında mümkün değilmiş. Dilbilim, art arda kelime dizilerini incelemekten çok öte bir şey. Birbirimizle olan ilişkimizin, inançlarımızın, zihin haritamızın, değer sistemimizin, kısacası bize dair olan her şeyin ipucu dilde saklı. Bugünün penceresinden bakarak Karyalıların yaşamlarını, inançlarını, değerlerini bilmeden dillerini çözebileceğimizi  sandık. Oysaki harfler özünden kopuk değerlendirildiğinde şekilden ibaret kalır ve sadece varsayımları besler. Gençken yazının insanoğlunun kendini anlatmak için yarattığı en büyük araç olduğunu düşünürdüm. Şimdiyse bir yazıyı gerçekten anlayabilecek tek kişinin onu yazan olduğunu düşünüyorum. Bir yazıtı okuyan herkes, onu kendince anlıyorsa, o zaman harflerin sembollerden ne farkı kalıyor? Yazı okumak kişinin aynada kendi yansımasını görmesinden ibaretmiş. Ve bir dili çözmek, kelimelerin kendi dilimizdeki karşılığını öğrenmek için değil, insanın kendini keşfetmesi içinmiş. İşte bunu anladım Kamil.


***

Ada ekledi. "Adem'in yasak meyve ağacı bu olsa gerek. Mülkiyet çıktığından beri bir olmaktan uzaklaştık. Artık sen ve ben var."
"Tevrat'a göre Adem'in oğullarından Kayin çiftçiydi, Habil ise çoban. Kayin, Tanrı'ya toprağından, Habil de hayvanlarından sunmuştu. Tanrı, çoban Habil'in hediyesini kabul edince çiftçi Kayin kıskançlıktan deliye dönüp kardeşini öldürmüştü. Tanrı bundan sonra onu oradan oraya sürdü. Kayin çobanı öldürdü ama huzurunu feda etti. Bazıları Kayin'in çocukları olunca bir şehir kurduğunu, burasının Urfa olduğunu söyler. Belki de doğrudur."
Ada, "Belki insanı cennet bahçesinden kovduran yılan, tarım devriyle başlayan evrenden kopuşumuz anlamına geliyordur. Toprağa bağlandıkça ondan koptuk," deyip devam etti. "Bu çok büyük bir ikilem. Hayatta kalmak için doğayla mücadele etmemiz gerekiyordu, ancak mücadele ettiğimiz şey de hayat damarımızdı. Bu, büyürken kendi kişiliğimizi kazanmak adına anne babamızla çatışmamıza benziyor. En derinden bağlı olduğumuz parçamız oldukları halde onları aşmadan büyümüyoruz. Nerede duracağımızı bilmezsek de hepimiz zarar görüyoruz. Oysaki tapınaklardaki dikilitaşların hatırlattığı irademiz hep içimizde." 













2 yorum:

  1. Göbeklitepeyi ilk kez duyuyorum. O yüzden ayrı bir merak ettim. İlk fırsatta okuyacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aa gerçekten mi?
      o zaman kesinlikle bu kitabı okumalısın.

      Sil

BLOG DESIGN BY Bir Otakunun Dünyası