Cress Eksik Parça Göbekli Tepe Muhafızı Cinder Beni Bırakma

Cress - Marissa Meyer | Yorum & Alıntılar


Daha ufacık bir kız çocuğuyken, cadı onu ne kapısı ne de merdiveni olan bir uzay uydusuna hapsetti. Gelecekte bile, Kuleye Hapsedilen Genç Kızlar Var...

Cress, Cinder'ı Kraliçe Levana'nın hain planlarından haberdar etmek için her şeyi göze almıştı. Ancak ufak bir sorunu vardı. Çocukluğundan beri, hapsedildiği bir uyduda yaşıyordu ve ona eşlik eden tek şey internet bağlantılı ekranlardı. Elinde yalnızca bu ekranlar olunca, Cress'in de efsanevi bir hackera dönüşmesi kaçınılmazdı.

Bütün Dünya; Cinder, Kaptan Thorne, Scarlet ve Wolf'un peşindeydi. Onlar ise Levana'nın planlarını altüst etmek için Cress'i esir tutulduğu uydudan kurtarmaya ant içmişti. Ancak bir şeyler ters gitti ve ekip üyeleri uzayın ortasında birbirlerini kaybetti. Kraliçe Levana ise hiçbir şeyin İmparator Kai ile düğününü engellemesine izin vermemeye, dolayısıyla Cinder'ın peşini bırakmamaya kararlıydı.


Cress, Scarlet ve Cinder, Dünya'yı kurtarmaya gönüllü olmamıştı. Yine de Dünya'nın tek umudu Cress, Scarlet ve Cinder'dı.


Bir varmış bir yokmuş.
Evvel zaman içinde Ay ülkesinde doğan tüm Kabukların kaderi kötü bir sonla çizilmiş, o son bir ölümmüş. Lakin Ay ülkesi sakinleri Kraliçe'nin ve yanındaki sihirbazların bu Kabuklar üzerine neler planladıklarından bir habermiş.
Ve bir gün bilim dünyasının ünlü doktor çiftinin bir bebekleri olmuş. Adını Crescent Moon koymuşlar. Ama doğan bebeklerinin Kabuk olduklarını farkettikten hemen sonra kraliyete haber verip çocuğu öldürmeleri için onlara teslim etmişler. Baba her ne kadar karısını ikna etmeye çalışsa da kadın Kabuk çocuğunu yetkililere teslim eder. 
Ve yıllar boyunca baba, kızını öldüğünü düşünerek günlerini geçirir.
Ancak.... Aslında olaylar hiçte düşündüğü gibi değildir.

Cress, kraliçenin sihirbazı tarafından bir uyduya kapatılır. Büyürken yaşadığı bazı olaylar sonucu sihirbaz ve maiyetinin Cress'in teknolojik konularda ne kadar iyi olduğunu keşfeder. Zavallı Cress, kendisini ailesine kavuşacak ve yaşadığı dünyayı göreceğini sanırken birden kendini uyduya kapatılmış olarak bulur. Hem de tam 7 yıl boyunca!

Ve Cress'in yolu Cinder ve ekibi ile bir şekilde kesişir. İşte hikayemiz de son hızla devam eder..




Şimdi ben bu kitabın harikalığını anlatmaya nereden başlayacağım!

Bazı seriler vardır, çok iyi başlar ancak gidişatında tempo azalır azalır ardından okuyucuların beklentilerini karşılamamaya başlar.
Ancak bazı kitaplar vardır, hayatınıza müthiş bir başlangıç yapar. Sonra ikinci kitap ile belki biraz-cık sallantıya uğrarsınız. Ardından üçüncü kitap gelir, alırsınız. Okumaya kıyamazsınız çünkü bilirsiniz daha serinin 4. kitabı yurtdışında bile yayınlanmamıştır. İşte ama merak :D Dayanamaz, alır bir solukta okuyup, bitirirsiniz.

Cress, işte benim için aynen böyle oldu. Çok erteledim kitabı, ama cazibesine daha fazla dayanamadım. Elime aldım, bırakamadım. Bazı bölümler oldu, kahkahalar ata ata bir hal oldum. Bazı bölümler oldu, içim cız etti bir hüzün dalgası vurdu geçti. 






Elimde olsa 5 puandan binlerce verebilirim.

Hikayesi, kurgusu, kalemi, karakterleri.. Her şeyi ile fazlasını hakeden bir kitap çünkü.

Tadı damadığımda kaldı resmen. Bu kitapta da aslında hiçbir şey çözüme kavuşmuyor yeni gelişmeler var elbette ama sonuç yok gibi gibi :D O nedenle tadı damağımda kaldı işte. Hele 500 küsur sayfa nasıl geçti gitti anlamadım bile.. Dilerim Winter yurtdışında satışa çıktığı zaman sevgili Artemis bizleri çok bekletmez.

Eğer henüz bu seriye başlamadıysanız, küçüklüğümüzden beri tanıdık gelen masallara farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak istiyorsanız bu seriyi sizlere şiddetle tavsiye ederim ;)


Winter is coming! :D



Bu kitapta uzun bir süre yani yanlış hatırlamıyorsam eğer kitabın yarısından fazla kraliçeyi bizzat okumadık. Tam dedim oh iyi bari bir kitapta kadın sinirlerimi zıplatmayacak dedim :D İşte demez olaydım. Yine yaptı kadın yapacağını -_- Her neyse. Winter'da Cinder ve ekibinin kıçına tekme atacağı o sahneyi şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum :D :D 





 Orjinal Adı: Cress
Sayfa Sayısı: 560
Goodreads Puanı:4,49
Benim Puanım:5







Aslına bakılırsa Carswell Thorne, Cress'in bütün hayatı boyunca hayal ettiği türden bir kahramandı.
Cress bunu keşfettiğinden beri onunla yatıp onunla kalkıyordu. Derin ruh bağları, tutkulu öpüşmeler ve nefes kesici maceralar hayal ediyordu. Thorne'la bir kez karşılaşabilse onun da aynılarını hissedeceğinden emindi. Doğarken şimşekler çaktıran ve sonsuza dek alev alev yanın o destansı aşklardan birini yaşayacaklardı. Zamanın, mesafelerin ve hatta ölümün bile engelleyemeyeceği bir aşk. 
Çünkü Cress'in kahramanlar hakkında bildiği bir şey varsa, o da zor durumdaki bir kadına hiç dayanamadıklarıydı.
Ve Cress, kendisinden daha zor durumda bir kadın düşünemiyordu.



****

Cress tuttuğu nefesini yavaşça bıraktı.
Bu buluşmanın böyle olmaması gerekiyordu. Yüzlerce kez hayalini kurduğu bu değildi. O hayallerde ne diyordu? Nasıl davranıyordu? O kız nereye gitmişti?
Tek düşünebildiği kovboy şapkalı adamın utancıydı (şimdi eşinize dönün ve sırt sırta verip dönmeye başlayın!). Bir de, saksağan yuvası saçları, terli avuçları ve kulaklarında zonklayan kalp atışları vardı tabii.
Gözlerini kapayıp aklını toplamaya çalıştı. Kafanı kullan!
O masanın altında saklanacak şapşal bir kız değildi. O bir... 
Aktristi.
Zarif, yetenekli ve muhteşem bir aktris. Ve şu anda üzerinde görenlerin gözlerini kamaştıracak kadar güzel, yıldızlar kadar parlak, payetli bir elbise vardı. Bir sihirbaz nasıl kitleleri etkileyebilme yeteneğini sorgulamıyorsa, o da etrafındakiler üzerindeki büyüleyici gücünü sorgulayamazdı. O enfes bir yaratıktı. O...
Hala masanın altında saklanıyordu.


****

Bugün o gündü. Yaklaşık on dört saat önce onu kurtarmayı kabul etmelerinden beri Rampion'ı izliyordu. Henüz rotalarından sapmamışlardı. Rampion aşağı yukarı bir Dünya saati beş dakika içinde uydusunun yörüngesine girecekti.
Cress özgürlüğüne kavuşacak, arkadaşları ve bir amacı olacaktı. Ve bir de onunla olacaktı.
Yan odada ürkek ve özlem dolu bir solo başladı.
"Teşekkürler," diye fısıldadı Cress onu çılgınca alkışlayan hayali izleyicilere. Kendini bir buket kırmızı gülü koklarken hayal etti. Oysa güllerin nasıl koktuğunu bile bilmiyordu.


****

Cress paniğin tüm benliğini ele geçirmesine aldırmamaya çalıştı. Bacaklarına savrulan şu minicik kum taneleri kadar değersiz olduğunu fark etmişti. Dünya kocaman bir gezegendi ve o herkesten ve her şeyden uzak bu ıssız çölün tam ortasındaydı. Etrafta ne bir duvar vardı, ne sınırlar, ne de arkasına saklanabileceği bir şey. Cress'i bir titremedir aldı. Kollarındaki tüyler dikildi.
"Cress ne oldu? Bir terslik mi var?" Thorne kollarına sıkıca yapışmıştı. Cress titrediğini fark etti.
Birkaç kez kekeledikten sonra, "Çok büyükmüş," diyebildi. 
"Ne?"
"Her şey. Dünya. Gökyüzü. Uzaydan bu kadar büyük olduğu anlaşılmıyordu."
Nabız atışları o kadar hızlanmıştı ki, bir an nefes alamadı. Elleriyle yüzünü kapayıp havayı içine çekmeye çalıştı. Bu bile canını yakmıştı.
Birden ağlamaya başladı. Daha gözlerinin dolduğunu bile hissedemeden kendini hıçkırırken buldu.


****

"Yıllardır seni yeniden bulacağım güne hazırlanıyordum, Bayan Linh. Doğruca bana gelmeliydin."
Cinder burnunu kırıştırdı. "İşte bundan gelmedim."
"Ne demek istiyorsun?"
"Hapishane hücremde bana bir prenses olduğumu söylediğinizde ne tepki vermemi bekliyordunuz? Bir hiçken birdenbire kayıp bir prensese dönüşüverdim. Ne yapacaktım? Boynunuza atılıp bana çizdiğiniz kaderi kabul mü edecektim? Belki de gelecek için bambaşka planlarım vardı. Bunu hiç düşünmediniz mi? Ben bir prenses ya da bir lider olarak yetiştirilmedim. Kimliğimi kabullenmek için zamana ihtiyacım vardı. Kafamı kurcalayan soruların cevaplarını Fransa'da bulabileceğimi düşündüm."


****

"Yıldızlar aşkına," diye inledi Thorne. "Yine ağlamayacaksın değil mi?"
"Hayır." Cress dudaklarını ısırdı. Yalan değildi. Ağlamak istiyordu ama gözlerinde yaş kalmamıştı ki.
Thorne saçlarındaki kumları silkeledi. "Tamam," dedi. "Bence biz kesinlikle ruh ikiziyiz. Hadi, kalk artık."
"Kim bilir kaç kıza seni seviyorum dedin?"
"Bunu yüzüme vuracağını bilseydim dilimi tutardım."
Cress bıkkınlıkla ona yaslandı. Başı dönüyordu. "Ben ölüyorum," diye mırıldandı. "Kimseyle öpüşemeden göçüp gideceğim."
"Cress, saçmalama. Ne ölmesi?"
"Hani filmlerdeki gibi tutkulu bir aşk yaşayacaktık? Bir de şu halime bak! Yapayalnız ölüyorum!"
Thorne öfkeyle homurdandı. "Dinle, hayatım. Bunları dile getirmek istemezdim ama kendin kaşındın. Ter içindeyim. Pislikten kaşınıyorum ve iki gündür dişlerimi fırçalamıyorum. İyisi mi romantizmi başka bir zamana saklayalım. Ha ne dersin?"


****

Başını Thorne'un omzundan kaldırdı. "Safdilin teki olduğumu düşünüyorsun."
"Biraz öylesin tabi," dedi Thorne. Nedense bu bile tatlı olduğunu söylemesinden daha dürüstçe gelmişti. "Ama asıl sorun bende. Doğrusunu istersen, ben o kadar iyi biri değilim, Cress. Bunu fark ettiğinde hayal kırıklığına uğramanı istemiyorum."
Cress ellerini kucağında kavuşturdu. "Seni sandığından daha iyi tanıyorum, Kaptan Thorne. Bir kere zekisin. İkincisi cesursun. Düşüncelisin, iyi kalplisin ve..."
"Çekiciyim."
"Ve..."
"Karizmatik."
"Evet, karizmatik ve..."
"Yakışıklı."
Cress dudaklarını birbirine bastırıp öfkeyle baktı. Thorne muzipçe gülümsedi.
"Özür dilerim. Devam et lütfen."
"Ve biraz da kendini beğenmiş."
Thorne başını arkaya atıp güldü. Sonra Cress'i şaşırtan bir şey yaptı. Kolunu belinden çekmeden diğer eliyle onun elini tuttu. "Kısıtlı sosyal deneyimlerine rağmen, tam bir insan sarrafısın, hayatım."
"Deneyime ihtiyacım yok ki. Kötü şöhretinin ardına sığınmaya çalışıyor olabilirsin ama gerçek gün gibi ortada."
Thorne gülerek onu omzuyla dürttü. "Yani aslında uslanmaz bir romantiğim öyle mi?"
Cress ayak parmaklarını kuma gömdü. "Hayır. Sen bir kahramansın."


****

"Benim de bir itirafım var." Elini bacaklarına bastırdı. "Ben... seni tanımadan önce de beğeniyordum. Fotoğraflarını görmüştüm ve... sana aşık olduğumu sanıyordum. Bir gün kaderin bizi buluşturacağını ve romanlardaki gibi bir aşk yaşayacağımızı hayal edip duruyordum."
Thorne'un tek kaşı kalktı. "Vay canına! Çok iddialı."
Cress huzursuzca kıpırdandı. "Biliyorum. Bence haklısın. Belki de kader diye bir şey yoktur. Belki kader dedikleri, bize sunulan imkanlar ve onlarla ne yaptığımızdır. Artık büyük, destansı aşkların da kendiliklerinden olmadıklarını düşünüyorum. Onları kendimiz yaratmalıyız."
Thorne başını eğdi. "Berbat bir öpücüktü, değil mi? Açıkça söyleyebilirsin."
"Hayır, hiç de..." Bir an duraksadı. "Bir dakika, sen öyle olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Hayır," dedi Thorne ve tuhaf bir kahkaha attı. Gergin bir hali vardı. "Ben... şey..." Hafifçe öksürdü. "Yani ne bileyim? Beklentin çok yüksekti diye dedim. Üzerimizde müthiş bir baskı vardı. Biz... biliyorsun işte... ölmek üzereydik."
"Evet." Cress parmaklarını açıp kapadı. "Ama hayır, bence kötü bir öpücük değildi."
"Yıldızlara şükürler olsun!" Thorne kafasını koltuğun arkasına dayadı. "Çünkü hayallerini yıksaydım kendimi aşağılık herifin teki gibi hissedecektim."
"Aksine. Bütün beklentilerimi karşıladın. Hatta belki de sana teşekkür etmeliyim. "
Thorne'un yüz hatları gevşedi. Cress bir an ona özendi çünkü kendisi hala alev gibi yanıyordu. Thorne ona elini uzattı. Cress bütün cesaretini toplayıp bu eli tuttu.
"İnan bana, Cress," dedi Thorne. "O zevk asıl bana ait."



3 yorum:

  1. Cinder'a bir süre önce başlayıp sebepsiz bir şekilde yarım bırakmıştım. Sanırım konusu farklı ama kurgu çok tanıdık gelmişti bana. Ancak o kadar güzel anlatmışsın ki yeniden başlayasım geldi. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aslında tam tersi bir durum söz konusu canım ya. kurgusu çok çok farklı aslında konular bilindik olsa da :)
      belki ilgini çekmeyen bir dönemine denk gelmiştir kitap. Kesinlikle bir şans daha vermelisin :)

      Sil
  2. Bu kitap serisi birbirinin devamı mi yani sadece ikinci kitabi okusam yarim kalır mi

    YanıtlaSil

BLOG DESIGN BY Bir Otakunun Dünyası